HAZİRAN

Çoğunuz bir vapurda seyahat etmişsinizdir. Kışın ellerinizi keser denizin soğuğu, yazınsa tüm bunaltıcı sıcağa inat yüzünüze üfler serinliğini.
Ben İstanbul dışında başka yerde vapura binmedim. Ülkemin çoğu denizini henüz göremedim. O yüzden size satırlarımda anlattığım vapur ya Kadıköy-Beşiktaş vapuru ya Üsküdar-Eminönü vapurudur. Tam da bu yüzden vapurun arka tarafındaki al bayrağımla beraber gözümün önüne geride bıraktığım yakanın karmaşası geliyor. Ben aslen Anadolu çocuğuyum. Annem doğunun en mübarek şehirlerinden Erzurum’un bir köyünde, babam ise İç Anadolu’nun en üretken yerlerinden olan sanayi şehri Kayseri’de dünyaya gelmiş. Fakat ne gariptir ki ben de Avrupa’nın en büyük ülkelerinden biri olan Almanya’nın Düsseldorf şehrinde… Çocukluğumu geçirdiğim şehir Kayseri, kendimi tanımaya başladığım şehir ise İstanbul. Bu satırları ise Kayseri’den yazıyorum. Ve niye bilmiyorum son zamanlarda kendimi Egeli hissediyorum. Sanırım zeytinyağlı yaprak sarmasına olan düşkünlüğümden. Neden bunları anlattığımı merak edebilirsiniz, söyleyeyim. Bunca karmaşa arasında bazen kaçıp gidesim geliyor. Kendime sığınacak bunca mekan arasında bir şehir bir yer bulamıyorum. Yine de nereye bilmesem bile inatla gitmek istiyorum. Ama bu isteğimi tam olarak deniz havası yüzüme vurduğunda unutuyorum. Diyorum ki, öyle bir yerde yaşamalıyım ki mavinin her tonuna şahit olayım. Öğle vakti neminden bunaltan, akşam ise tatlı tatlı esip üşüten bir denizim olsun. Evimin önünde kumsalım olsun. Yalın ayak saatlerce yürüyeyim. Bir teknem olsun uçsuz bucaksız açılayım sularda. Tam da böyle bir nebze olsun hayal de bile olsa huzuru tadacağım anda yüreğime kaya gibi düşüyor hüzünler. Bir anda yutkunamaz hale geliyorum. Diyorum ki, özgür olmadığım yerde bırak denizi, ekmeği dahi görmez gözüm. Düşünceme vurulan prangaları çözmedikçe yürüyemem o kumsallarda. Akşam serinliği çöktüğünde huzurla sarılamam sırtımdaki şala. Böyle içim daraldıkça kendimi yine kendim telkin ediyorum.

Bak diyorum,
Öyle ya da böyle,
Elbet bir gün yine özgürlük gelecek vatanıma.
İşte o zaman gör sen vapurları,
O zaman koş uçsuz bucaksız kumsallarda

O zaman duy denizin kokusunu.
Ama hele biraz daha sabret, biraz daha sık dişini,
Hele dur daha Haziran gelecek.

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.