GÖÇ

Karmaşık düşünceler sarmalındaydı sanki, kulakları sağır eden vapurun sesiyle irkilip kendine geldiğinde, öylece bakındığını farketti güverteden iskeleye, o an ne düşündüğünü sorsanız, cevap veremezdi, veremezdi çünkü kendi de bilmiyordu sürüklendiği hayallerin anlamını.

Gürültü kendine getirmişti, sakinleşince tekrar iskeledeki insanların yarı telaşlı yarı sakin hallerine daldı. Nereye götürüyor, ne anlatıyordu bu karmaşık dalmalar. Tam bir anlam yüklemeye kalkacakken bu sefer de yolculara çay servisi yapmak için güvertede beliren çaycının tepsiye vuruşuyla geldi kendine. Kimisi bir bardak çayla kendine gelmek isterken, kimisi harekete geçmiş vapurun serinliğinden kaçmak için salonun yolunu tutmuştu. İskele her geçen an küçülürken gözünde, iskeledeki geç kalmış birkaç insanın ” eyvahlar ” dercesine hareketlerine ve bankta bir sonraki sefere razı bekleyenlere takıldı gözleri. Neden bu kadar ilgilendirmişti ki bu basit vapur gezisi kendisini? Boş vermişliğe salmak isterken, keskin bir hamleyle attı kendisini arkaya ve üst güvertede vapurun diğer tarafına doğru ilerlemeye karar verdi, hemen yanlarından bir vapur, az önce ayrıldığı limana doğru ilerliyordu, tekrar duraksadı anlamsızca. Bir şeyleri sorgulamak isteyip de nereden başlamasını bilemeyen insanın ruh hali yansımıştı yüzüne. Kaçıp kurtulmak çareymiş gibi, tekrar adımlamaya başladı güverteyi, zaten karşı kıyıya da az kalmıştı. Telaşlı genç bayanın heyecan ve endişe dolu sesi sardı güverteyi, az önce ayrıldıkları limanda kalmıştı sanırım çantaları, ama artık çok geçti. Heyecan hüzne bırakmış, teselli ve akıl vermelerle rahatlatılmaya çalışan genç bayanın yanından öylece geçip yoluna devam etti. Bir belirsizlik, zihninde bir anafor vardı evet ! Ama nedendi ve nereye varacaktı bilmiyordu. Canını da sıkmaya başlamıştı bu yolculuk. Zihni dağılsın diye kendini dışarı atmıştı oysa bugün. Kendisini bu vapurun güvertesinde bulmuş, fakat bunu hiç planlamamıştı. Güvertenin diğer tarafında ki küpeştelere yaslanmışken , şimdi bunu sorguluyordu. Neden buradayım? burada olmayı ben mi istedim ? Planlanmamış bu yolculukta başıma gelenler neden beni bu kadar etkisi altına alıyor diye düşünürken, kıyıya, karşı iskeleye takıldı tekrar. Yanaştıkları iskelenin neresi olduğunu unuttu bir an. Zihni allak bullaktı artık, ayrıldıkları kıyıda anıları kalmışçasına pişman, geldikleri karşı kıyıda ise belirsizliklerin sürprizi vardı şimdi, iskeledeki hareketlilik gözüne, yükselen sesler kulağına çarpıyordu buğulu ve karmaşık.
Yüreğini hoplatan o sesle bir kere daha irkildi…

Sanki biri, çok güçlü bir ses tonuyla ” ÖLÜM ” diye bağırmıştı…

O da nereden çıktı! bu bildiğin vapur sireniydi, ölüm de nereden çıkmıştı, zihni kendisine ne tür oyunlar oynuyor, yada kendisine ne anlatmak istiyordu? Vapurun o ürperten sesiyle şimdi netleşmeye başlamıştı bir şeyler.

Ayrıldıkları liman, dünyasıydı, ayrılırken sanki oraya ait ve oradan kopartılıyormuşçasına hafiften hüzne boğan kendisini, vapur kabir alemi miydi yoksa, herkesin kendi bilinmez ve derdinde olduğu ? Telaşlı genç kadın, iskelede unuttuğu eşyası için değil de, gözü dünyada kaldığı ve kabir hayatında bunun pişmanlığını mı çekiyordu yoksa ?

Peki bu geldikleri yer de neresiydi ?!

Vapur, iskeleye yanaşmış, kapaklarını indirmiş, ve yolcularına başka seçenek bırakmadan yükünü boşaltıyordu. Hala güverte küpeştesine dayanmış , zihni hezeyanını yaşarken tüylerinin diken diken olduğunu hissetmişti, ve bunun güverte serinliğinden dolayı olmadığını o da biliyordu.
Aklına gelen sadece o kelimeydi!

MAHŞER.

Mahşerde toplanmak zorunda olan insanların üflenmiş SUR sesiydi belki vapurun sesi, herkes toparlanmış, mahşerin kapısı gibi olan vapurun önünde dizilmiş, sırayla inmeyi beklerken. Donmuşçasına hem olan biteni izliyor hem anlam vermeye çalışırken, kendisinin de inmesi grektiğini biliyordu. O esnada ilki kadar olmasa da bir siren sesi daha duyuldu. Sesin geldiği yöne, yandaki iskeleye bakınca, başka bir vapur dolusu insan dikkatini çekti. İçindeki öğrenci yumurcakların olduğu kısma takıldı gözleri.

Bu neydi peki?

İlham gelmişçesine hatırladı,

Elest bezminden dünyaya ruhsatları çıkmış ruhlardı bunlar…

Kendi haline ve gerçeğine döndü tekrar. İstemese de, üst güverteden aşağı doğru inen merdivenlere yöneldi, dar ve telaşlı insanların bulunduğu merdivenlerden inerken, hala endişeli heyecanı üzerindeydi. Artık vapuru terk etmeye bir kaç adımı kalmıştı. Ayakları yere basmıyor, adeta havada uçurularak zorla götürülüyor gibi hissetmişti. Hemen o vapurdan uzaklaşmak, ruhunu esir alan bu senaryodan kaçmak istercesine hızlı adımlarla iskeleden uzaklaştı, nispeten sakin trafiği çabuçak geçtiğinde kendisini karşılayan geniş düzlük biraz rahatlatmıştı ruhunu.

Uzun sürmedi… Tekrar irkildi.

Allahu ekber
Allahu ekber
Eşhedû en lâ ilâhe illallah…

Donup kaldı oracıkta… Plansız bir evden çıkış ve vapur gezisi, vapurda olan biten düşünce tufanı, insanın hayat serüveni konusunda çok boyutlu ders miydi yoksa?
Şimdi anlıyordu. Bu âlemi yaratan yaratıcının, kendisini hatırlatması böyleydi belki.
Hiç adeti olmadığı bir şeyi yapmaya karar verdi, ve caminin yolunu tuttu.
Birkaç adım attığında diline o mısralar dokunmuştu.
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.

Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu.
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki, giden sevgililer dönmeyecekler.

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden.
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden

YAHYA KEMAL BEYATLI

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.