AFFET

Uzun zamandır düşünüyorum bu konu üzerinde. Düşündükçe de anlamlandıramıyorum çoğu şeyi. “İnsanız, elbet hata yaparız.” diye rahatlatmaya çalıştıkça kendimi, boşu boşuna kürek çektiğimi fark ediyorum. Çünkü her seferinde hatırıma geldikçe canımı yakıyor, nefesim kesiliyor ve bana acıdan başka bir şey vermiyor. Ne kadar aciz, ne kadar zavallı ve güçsüz olduğumu bir kez daha anlıyor, mahcup oluyorum herkese ve her şeye, en çok da kendime.
Tüm olanları bir çırpıda silip atmak istiyor, hiç yaşanmamış olmasını diliyorum. Pişmanlığı iliklerime kadar hissediyorum. Gözlerim buğulanıyor sonra birden, parmak uçlarım karıncalanmaya başlıyor. Normalden farklı bir durum değildi bu benim için. Ne de olsa her anımsayışımda yaşıyordum bunları. Klasik ağlama ataklarım ve sonrasında gelen ardı arkası kesilmeyen astım krizlerimden biriydi. Umursamıyordum. Derin bir nefes almaya çalışıp sakinlemem gerektiğini yoksa kötü şeylerin olacağının farkındaydım. Üstümdeki kara bulutları dağıtmaya çalıştıkça daha da yoğunlaşıyordu. Kitap okuma fikri geliyor aniden aklıma, ne hacet ki kelimelere cümlelere sığdıramıyorum. Birbirine giriyor tüm harfler. O çok sevdiğim çayım bile soğumakla meşgul bir köşede. Solmuş manolya verdiğim suyu kabul etmiyor. “Sende mi kızgınsın bana?” diyorum. Düğüm düğüm oluyor yüreğim. Aksine arka fonda hüzünlü bir şarkı çalmıyor mu? Bütün sebepler bir araya gelip “Hadi otur ağla.” diyor sanki bana. Ne denli ağır olabilir bunun bedeli diye düşündükçe hançerler bileniyor göğüs kafesimde. Hüznümün yanında öfkem de alev alıyor birden. İlk defa zamanı bu kadar içten geri almayı istiyorum. Bunu yapamayacağımı anlayınca da secdeye kapanıp özür diliyorum.
Her zihnimi yokladığımda bir değil bin kez pişman oluyorum,
Her tövbemde acıyı büsbütün hissediyorum zerrelerimde,
Ve her avucuma dökülen damlada yakarıyorum “N’olur affet!” diye.
Yoruluyorum, bitkin düşüyorum bir süre sonra. Çaresizliğin zirvesinde buluyorum kendimi. Ne yapsam boş, ne işitsem gereksiz geliyor zamanla. Sırtımı sıvazlıyorlar, “Üzülme, geçti gitti boşver.” diyorlar. Halbuki hala geçip gidemediğini bilmiyorlar.
Şimdi sana sesleniyorum! Sana sesleniyorum içimdeki ben. Hiç bilmediğim ama yıllardır içimi deşen, beni uçuruma sürükleyen ben. Yorulmadın mı aynı oyunlara gelmekten, düşüp düşüp ayağa kalkacakken yeniden yere yığılmaktan; sıkılmadın mı hiç bu berbat duyguyu hissedip durmaktan? Yüreğime bir bir siyah noktaları bırakıp gittin, otur sen temizle dedin. Çekip gideli aylar oldu ama hala paklanmadı içim. Ağır geliyor bu sürgün bana, sığınamıyorum sebepler ardına.
Dünyanın dönüşüne, gündemin gidişine, nefsin peşine takılıyoruz keyfiye; affet Yarabbi, affet Yarabbi!

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.