MAVİ VE AŞK’INA

‘’Bir varlığı tutkuyla ve namütenahi bir özlemle sevme. Ayakları yerden kesen, dizlerin bağını çözen, karında kelebekler uçuşturan, yüreği yerinden söken, aklı baştan alan tarifsiz sevda.’’ Diyorlardı aşk’a. Uzun süredir kendini dinle(ye)memenin verdiği can sıkkınlığıyla açtı lügati. Önüne ilk çıkan kelimeydi aşk. Yanında da Nazan Bekiroğlu’nun cümlesi,‘’Çünkü aşk küllidir. Bütünler, bir’ler.’’Ne zamandır gönlündeki soru işaretiydi aşk. Neydi? Kime ya da neye göreydi? Nasıl sahip olunulurdu? Ya da herkeste bulunur muydu?

Bir de sevda kelimesi vardı. Çoğu insanın sevda ve aşk kelimelerine birmiş muamelesi yaptığını hatırladı. Oysa eğer iki sözcüğün manası aynı olsaydı, iki farklı terim kullanılır mıydı? Kafasındaki cevabı netti. Eğer iki farklı kelime varsa, iki farklı büyük mana vardı orada. Aşk’ın tanımında geçen kelimelere takıldı.

Özlem.

Kelebek.

Sevda.

Özlem kelimesi kendini bildiğinden beri hep gönlündeydi. “Dalgın mısın?” sorusunu çok duyardı. Dalgındı. Bilhassa, uzaklaraydı dalgınlığı. Gözlerini çekemezdi denizin sonundaki beyaz çizikten. Oradan ötesini düşlerdi. Tıpkı kelebeklerin uzun olmayan ömürlerine sığdırdıkları düşler gibi. Hem imkânsızdı, hem imkânlı. Kelebekler de düşlerine özlemle başlayıp, öyle can verirlerdi. Önce düşlerlerdi sonra düşlerini özlerlerdi. Kor olurdu gönüllerinde bu düş özlemi. Sonunda dayanamaz, düş uğruna can verirlerdi. Kelebeği de aşka oturtmuştu.

Bir de sevda vardı. İkisinin de ham maddesi kordu. Gönle düşerlerdi. Olması gereken aşktı da bizler onu basite alıp sevda demişiz ve herkesin diline dolanmasına müsaade etmişiz gibi hissediyordu. Kolay değildi aşk uğruna divane olmak. Aşk, insanın iç kimliğiydi. Dokunduğu tele nağmeler konduran bir sevinçti. Aşk’ı yanlış yerde aramamalıydı. O, hiç bahsinin geçmediği yerlerdeydi. Alevin, korla yer değiştirdiği yerlerde. Gönle düşünce alevi her yanda hissedilirdi. Sevdadan bir şey beklenirdi de aşktan beklenilemezdi. Mükâfatı, aşkın kendisiydi. Ve gerçek aşk, sadakat ile derinleşen aşktı.

Tüm bu düşüncelerinden sonra gönlüne baktı. Gönlü şaşırtmıştı onu. Aşk’ı gönlünün ortasında değil, gönlüne koyduğu gök ve denizin arasında bir yerlerde alev alev tutuşmuş olarak buldu. Gözlerini alamadığı denizin sonundaki beyaz çizikten ileriye doğru yol alırken, aldığı her yolda biraz daha kor’unun harlandığını gördü. Olağan şartlarda alev denizde barınamazdı. Bu, gönlünün büyük bir mesajıydı ona. O’nun alevi denizlerdeydi. O çok sevdiği denizi, aşkını besliyordu. Maviye olan sahiplenişinin de cevabını bulmuştu. Gözlerini gönlünden alıp, göğe çevirdi. Dudaklarının arasından birkaç kelime mırıldandı.

‘’Söner yangın birazdan

Yatışır özlem.

Bir gün karşılaşırız

Bir gün, bir yarım akşam.’’

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.