SESSİZ ÇIĞLIK

Serin bir ikindi vakti yine. Etrafta usul usul esen meltemin etkisiyle oluşan yaprak hışırtılarının melodisi, okullarından heyecanla çıkan öğrenciler, mesaisini bitirip hızla eve gitmeyi bekleyen yetişkinler. Koyu bir sis geliyor uzaklardan yavaştan. Hava bir sıcak oluyor, bir soğuk. Sanırım o da karar veremiyor nasıl olacağına bu aralar. Tıpkı benim gibi. Bir güneşli, bir bulutlu. Kimi zaman da yağmurlu. İşte ben de böyleyim son günlerde. Ne yapacağını, ne düşüneceğini bilemeyen. Takıldığı her rüzgarın peşinden kolayca sürüklenen…

Etrafa bakıyorum da, sanki benim dışımda herkes mutlu, herkesin işi yolunda, her şey rayında gidiyor. Neden bu kadar mutsuz, memnuniyetsiz ve insanların dediğine göre sinirli olduğumu bilmiyorum. Ya da bilmek istemiyorum. Ama öyle anlar da geliyor ki sebepsiz yere neşe doluyor, saf saf sırıtıyorum ortalıklarda. “Ayarın yok senin.” diyor annem. Haklı şimdi ne diyebilirsin ki hal böyle olunca. Fakat tüm bunların altında yatan bir sebep olmalı, hissediyorum. Gün boyunca beş karış suratla gezdiğim günlerin de, mutluluktan ayaklarımın yerden kesildiği günlerin de aslında bir nedeni, bir açıklaması var. Her gün yüzlerce, binlerce olay oluyor. Bazılarından haberim oluyor ama çoğundan bi haber dolanıyorum etrafta. Bakıyorum etrafıma, onlarca insan. Kim bilir kimin aklında neler geçiyor. Hayatlarında neler olup bitiyor. Yola gördüğüm ağlayan çocuğa ne oldu mesela? Annesi babası nerde, evi nerde, bi yerine bi şey mi oldu? Ya da tüm hayatın yükü küçük yaşta omuzlarına mı yüklendi acaba? Bilemiyorum. Bu ve bunun gibi birçok manzarayı görünce bunalıyorum, savruluyorum. Adeta yetiştirdiği bir ağacı dibinden kesmek zorunda kalan bir bahçıvan gibi hüzünleniyorum. Ama gün geliyor; pembe elbiseli, tombul yanaklı, örgülü saçları olan tatlı mı tatlı bir kız çocuğu görüyorum. Elinde pamuk şeker, yanında annesi ondan mutlusu yok. Tek bir oyuncak bile havalara uçmasına sebep oluyor. Bir gülümsemesiyle insanın tüm yorgunluğunu alıp götürüyor. O masumane zamanlarını öyle güzel yaşıyor ki sevinç duyuyorum birden. Ona imreniyor, hayatı sanki elimdeki pamuk şekermişçesine yaşamak istiyorum. Ama zihnimden birden yaşayacağı daha ne günler var, göreceği daha ne çok kötülük var diye geçiriyor, istemsiz bir karamsarlık oluşuyor yine çehremde. “Nereye gidecek bu insanlığın hali?” diyor berideki ses. “Amaan, sana mı kaldı herkesi düşünmek, tasası sana mı düştü?” diyor ötedeki ses. “Ben düşünmezsem, sen düşünmezsen kim düşünecek?” diyor sağımdaki melek.

İşte bundandır halet-i ruhiyemin bir güneşli, bir yağmurlu olmasının sebebi. Kim bilir belki de kendi kendimi yıpratıyorum ama biliyorum ki birileri bir gün bu sessizliğimin altında yatan sessiz çığlıklarımı duyacak ve bana birlikte sesimizi yükseltmemiz için el uzatacak.

Bu yolda beraber olmaya ne dersin?

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.