İNSÜLİN DİRENCİNE YAKIN BAKIŞ

Sizlere özellikle son yıllarda herkesin merak ettiği ve çok fazla bilgi karmaşası yaşanan konulardan biri olan insülin direncinden bahsedeceğim. Öncelikle bu bir hastalık değil bir metabolik değişiklik sürecidir. Asıl önemli olan bu süreçte yapılması gereken doğru uygulamalardır, eğer dikkatli olunursa bu durum en güzel şekilde sonuçlanır. Ancak bu süreçte dikkatli olunmazsa durum kötü yönde ilerleyebilir ve sonuçta diyabet gelişme riski artar.

İnsülin direnci basit anlamda insülin etkinliğinin azalması, bozulması ya da insüline verilen doku cevabının yetersiz kalması olarak tanımlanabilir. Özellikle günümüzde tip 2 diyabetin birincil nedeni olarak insülin direnci gösterilmiştir.

 

Peki, İnsülin Neden Bu Kadar Önemli ?

İnsülin pankreasın B hücrelerinden salgılanan, kas ve yağ dokuda glikozun yakılmasını sağlayan hormondur. Glikoz insülin aracılığıyla hedef dokulara girer ve kan şekeri düşer. Ayrıca insülin kas dokularda aminoasit alımını ve protein sentezini arttırır.

Yapılan çok sayıda çalışma sonucundainsülin direncinin birçok hastalıkla ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır. Bu hastalıklar şöyle sıralanabilir:

  • Obezite
  • Tip 2 Diyabet
  • Hipertansiyon
  • Kalp hastalıkları
  • Polikistikoversendromu
  • Uyku apnesisendromu
  • Safra kesesi taşları
  • Alkolik olmayan karaciğer yağlanması

Çeşitli kaynaklarda çocukluk çağı obezitesinin ve şişmanlığın insülin direncine zemin hazırladığını üzerine dikkat çekilmektedir. Özellikle abdominal bölgedeki yağ doku artışının insülin direnci gelişme riskini arttırdığı ortaya çıkmıştır.

Obezitede yağ dokusunda ve kandaki serbest yağ asiti seviyesinde artış vardır. Yağ dokusundan insülin direncine neden olan faktörler salgılanırken, artan serbest yağ asitleri kasların glikoz kullanımını inhibe etmektedir. Ayrıca obezitede hücrelerin insülin alıcı elemanlarının sayısında azalma vardır. İşte bundan dolayı obez bireyler çok dikkatli olmalıdır ve ertelemeden tedaviye başlamalıdır.

 

Egzersiz ve İnsülin Direnci Arasındaki İlişki Nedir ?

Egzersizin insülin direnci üzerindeki mekanizmaları:

  • İnsülin duyarlılığını tüm vücutta ve iskelet kasında arttırmak
  • Kas kütlesini arttırarak bu sayede glikoz kullanımını arttırmak
  • Egzersiz sırasında kasılmalar sayesinde glikoz kullanımını arttırmak
  • Pankreas B hücre fonksiyonunu iyileştirmek.

Egzersiz insülin seviyesinin azalmasına yol açsa da insüline duyarlılık arttığından dolayı dolaşımdan kasa glikoz geçişi devam eder.

İnsülin direncine sahip bireylerde düzenli yapılan fiziksel aktivitenin birçok faydası vardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Obez bireylerde zayıflamaya yardımcı olur,
  • İnsülin duyarlılığını arttırdığı için daha iyi kan şekeri kontrolü sağlanır,
  • Glikoz kullanımı artar,
  • Karaciğerde glikoz üretimi azalır,
  • Bireylerin yaşam kalitesi artar.

Fiziksel aktivite önerileri

  • Haftalık en az 150 dk yürüyüş tavsiye edilmektedir. Ancak bireylerin yaşam tarzı uygun ise her gün düzenli olarak yürüyüş yapmaları çok daha faydalı olur.
  • Egzersiz ile öğün arasında 1-1,5 saat olmalıdır.
  • Egzersiz yaparken hipoglisemi gelişme durumuna dikkat edilmelidir.

 

İnsülin Direncinde Beslenme Nasıl Olmalıdır ?

Diyetle alınan besinler insülin duyarlılığını ve glikozun hücreler tarafından kullanımını etkilemektedir.

Aşırı miktarda yağ tüketimi plazma insülin düzeyinin artmasına ve hücrelerin insülin duyarlılığının azalmasına sebep olarak insülin direncini şiddetlendirir. Her ne kadar insülin direnci denilince akla önce karbonhidrat kullanımına dikkat etmek gelse de yağların tüketimine de çok dikkat etmek gerekmektedir. Trans yağlar ve doymuş yağlar mümkün olduğunca azaltılmalıdır. Bunu sağlamak için katı yağların diyetten çıkarılması, zeytinyağı, ayçiçek yağı, fındık yağı vb. sıvı yağların yemek yapımında kullanılması gerekir.

Karbonhidrat hem nitelik hem de nicelik olarak insülin direncini etkiler. Karbonhidrattan zengin diyet açlık kan glikozunu arttırır, plazma trigliserid seviyesinde yükselmeye neden olur. Bunlardan dolayı karbonhidratların sindirimi ve emilimi zorlaşır. Basit karbonhidrat alımı mutlaka azaltılmalıdır. Basit karbonhidratlar yerine posa içeriği yüksek sebze, meyve, kurubaklagiller ve tam tahıllı ürünlerin kullanılması gerekir. Ayrıca glisemik indeksi ve glisemik yükü düşük besinlerin tüketimi arttırılmalıdır.

Proteinli besinler tokluk hissi oluşturarak zayıflama diyetlerinde bireylere yardımcı olur. Fakat, proteinli besinler aynı zamanda doymuş yağdan da zengin olduğundan dolayı total kolesterol, LDL kolesterol ve trigliseritler üzerine olumsuz etkilerinin olabileceği de unutulmamalıdır.

Tuz alımına mutlaka dikkat edilmelidir. Özellikle hipertansiyonu ve ödemi bulunan kişilerde tuz alımı kısıtlanmalıdır. Tuz içeriği yüksek salamura besinler, turşular, zeytin, hazır çorba ve bulyon kullanımından uzak durulmalıdır.

Akdeniz mutfağı ; bol miktarda meyve, sebze, kurubaklagil, sert kabuklu meyveler ile yüksek miktarda posa, düşük veya orta miktarlarda balık ve tavuk, az miktarlarda kırmızı et ve doymuş yağ ayrıca görünür yağ olarak zeytinyağı ile karakterizedir. Bu beslenme şekli insülin direnci olan bireylerin rahatlıkla kullanabileceği bir beslenme şeklidir.

Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta sadece egzersiz veya sadece diyet tedavisi tek başına etkili değildir. Tedavi sürecinde beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri bir bütün olarak ele alınmaktadır.

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.