ENANİYETE MAHKUM BİR DENEME

Ben baharı hiç koklamadım öyle açık seçik. Gündüzlerin de geceler kadar dipsiz, o kadar güvensiz olduğunu farkettiğimden beri yaşayamadım tasasız. Ve dert dediğim şeyi bu kadar benimsemişken elim ayağım gibi, tutamadım başkasının dertlerinden. Kendi yüküm altında ezilirken soran soruşturan da olmadı beni. Hep bir yerlerde vardım. Hep istenilen yerdeydim. Bu yüzden anlaşılmadı muhtemelen yokluğum. Ayakta durmaya çalıştıkça sendeledim hep. Kum tanelerinin avuçlarımdan kayıp gidişini izliyor gibiydim. Bir şeyleri kaybediyorum. Ama avuçlarımı kapatmaya da mecalim yok.

Ezildim, çizildim. Adımın üstü karalandı çoğu kez. Kırıldım ama kimseyi kesmedi kırıklarım. Elimden tutan birileri oldu nihayetinde. Ama hep yaralı elimi sımsıkı sardı o eller. Canımı yaktı. Her şeye rağmen tüm öfkemi, hüznümü toprağa attım. O gömer diye her şeyi. O gizler diye cesetleri gizlediği gibi. Ve bir de yazılar yazdım amansız. Her şeye karşın en büyük gücüm kuvvetim kelimelerim oldu. Fakat ağzımdan çıkmazdı o kelimeler, kalemimden çıkardı daim. Kalemin, kağıdın, kitabın kutsallığına inandım. Cahilliğin sonumuzu getireceğine inandığım kadar. Bir sonun bir başlangıçtan daha iyi olması gerektiğine inandım bir de. Oldum olası güzel başlıklar bulamam zaten ben!

Bu kalem biraz yassı. Bu kelimeler pek gün görmedik. Ben de acemiyim daha bu dünyada. Yazmaya değer şeylerin pek kıymetini bilemiyorum. Affola…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.