EUREKA

İnsanların birbirine çarpmasının nefes almak kadar normal olduğu bir yerdeyim. O kadar kalabalığız ki güneş bize yetmiyor, bazıları gölgede kalıyor. Bazılarımız da yerde dolaşan gölgelere basmamak için camiye sığınıyor. Bende öyle yapıyorum. Mermerler her gün binlerce insanın ayağının altını öpmekten yorgun ama inadına beyaz. Soluklanırken etrafı izliyorum. İki çocuk geliyor. ‘Su! Buz gibi su.’ Türkçemi bile dinlenmeye almışım sanki sadece anlamamış gibi bakma gücünü buluyorum kendimde. Tepkisiz insanları pek sevmeyiz. Beni de sevmiyorlar.
Burası öyle serin ve sessiz ki inanılmaz rahatlıyorum. Bir tarihe sırtımı dayanmış etrafımı izlemeye devam ediyorum. Turistler her açıdan fotoğrafını çekiyor caminin. Çünkü üzerinden geçen bir kuş bile nizamına uyarak uçuyor sanki.

Camiyi tavaf etmiş bir parfüm satıcısı yanaşıyor yanıma, insanları kandırmaktan yorulmuş o da sadece gösteriyor ve gidiyor. Herkes içinden ‘Burda yapma bari.’ dermiş gibi ya da belki benim iç sesim bu denli bağırıyor. Dakikalar eteklerini toplamış öyle nazik ilerliyor ki rüzgar yanaklarımı okşarken sadece huzuru hissediyorum. Her şeyden arınmış yüksek kubbeli şu yapının verdiği huzuru…

Kimse karışmıyor bir de bana. ‘Bir şey içer misiniz?’, ‘Artık gider misiniz?’ yok. Sorular bölmüyor yaşamınızı. Hepimize hediye edilen bir manzaranın davetsiz misafiri olarak kendimi uykuya teslim etmek bile geliyor içimden. İnziva bana çekiliyor resmen. Ayaklarıma yavaşça deniz suyu değse ancak böyle gülümserim.
Bir sürü ziyaretçi geliyor, geçiyor. Gözlerim aralarına karışıyor. Yine de beni görmüyorlar. Beni bana bırakmaları hoşuma gidiyor. Mutlu oluyorum.

Belki inanılmaz bir şey değildir bu yaşadığım belki sizin için bir şey ifade bile etmiyordur. Ama ben yarım saatin sonunda şunu söylüyorum; hüznü kaldırma kuvvetini sonunda buldum!

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.