Veda

Koca bir veda…

Geri dönüşü mümkün olmayan, “Bu olmadı, baştan alalım.” deme şansının kalmadığı, zamanın dahi ilaç olamadığı ebedi bir veda. Nerde, ne şekilde el sallanacağı ki el sallayacak vaktin bile olup olmadığı bilinmeyen bir muamma. Gidene acı, geride kalanlara ise yakıcı bir tutulma, verdiği his ise ilk günkü gibi boğazda.

Ne denir, nasıl tasvir edilir bilmiyorum ama büyük bir vedanın geride bıraktıklarını yaşıyorum şu günlerde. Başa gelmeden bilinmez derler ya bu söze karşılık hep: “Ölüm işte, herkesin başına gelecek, sabırlı olmak lazım.” der geçerdim. Ta ki gözlerim ağlamaktan şişene dek. O çok sevdiğin insanın artık yanında olamayacağının farkına varana dek. Derin boşluğu hissedene dek.. Vedalar hep var aslında hayatımızda. Evden çıkıp okula/işe giderken, bir yerden bir yere yolculuk yaparken, bir odadan diğerine geçerken bile. Hepsi birer veda. Ama kimse aklına getirmiyor ki evden çıkarken belki de akşam bir daha geri dönemeyeceğini. Kimse bilmiyor, öbür odadayken aniden gitme vaktinin geleceğini. Ya da kimse düşünmüyor bugün daldığı uykudan ertesi gün uyanamayacağını.. Ölüm kendisini unutturmasını ne de güzel biliyor. Dünya telaşından, hayat meşguliyetinden kimse zihninin bir kısmında ölüm için yer ayırmıyor. Başına gelince, ancak tanık olunca dank ediyor bazı şeyler kafaya. Ağlanıyor, sızlanıyor, feryat figanlar havada uçuşuyor. Oysaki herkes biliyor ecelin elbet bir gün geleceğini. Peki o zaman.. Neden bu kadar can yakıyor ?

Hemen hemen birçok kişi bir kitabını, bir cüzdanını, değerli bir eşyasını kaybedince büyük ölçüde üzüntü yaşıyor, Peki bir insanı kaybetmenin acısı neyle eşdeğer? Kitabını bulma ihtimalin var, cüzdanını da keza öyle. Eşya da elbet çıkagelir bir yerlerden. Ama gidip de gelmeyenler, kaybedilip de bulunamayan hayatlar? Bunu hiçbir teorem, hiçbir kuram ne açıklayabilir ne de geri getirmeye olanak sağlayabilir. Peki ya toprağın altı? Koyu, derin, soğuk, sessiz ve ıssız.. Fark ettiniz mi aldığını geri vermiyor toprak. “Benden yaratıldın, tekrar bana karışacaksın. Soğuğumla, ıssızlığımla bütünleşeceksin, buz tutacak her yanın.” diyor. Toprağın altı ısınmıyor mu doktor? Sahi.. Sözde bilim çağında yaşıyorduk değil mi ?

Ne desem bilemiyorum diye başladım söze ama sanırım biliyormuşum aslında. Biliyormuşum da anlatmak istemiyormuşum sanki. Biraz da yüzleşmek istemiyorum belki. Ya da kim bilir, bunların hiçbiri.. Zaten burada oturup ölümü anlatmaya çalışsam ne kelimeler yeter, ne sayfalar ne de günler. Ama insanoğluyuz ya yanıyor canımız, yandıkça da yazıyoruz Rabbin izin verdiği kadar. İzin demişken. Zaten her şey O’nun izin verdiği kadar olmuyor mu? İzin verdiği kadar yazmak, izin verdiği kadar sevmek, izin verdiği kadar yaşamak. Onun biçtiği süre kadar nefes almak. Ötesine geçebilmek ne mümkün…

Gidenin gelmediği, her gelenin de mutlaka gideceği bu dünyada üzmeyin, üzülmeyin. Sevdikleriniz hala yanınızdayken sarılın, daha sıkı sarılın. Ölüm var, unutmayın!

Gittiğin yerde nur içinde yat güzel insan…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.