Kara Kış!

Son demlerini yaşıyor hazan mevsimi. Yeşilin tüm renklerini içinde harmanlayarak sunuyor yeni rengini mevsimin. Yapraklar dallarında salınıyor aheste aheste… Ayrılığın sancısını hissetmeye başlamadan esen rüzgârın şiddetine kapılıp gidiyorlar. Ne kadar direnseler de alamıyorlar kendilerini…

Hüznün en derinden yaşandığı zamanlar… Ağaçlar ise son yapraklarını dökmekte. Güneşin eski ihtişamını yitirmeye başladığı, sıcağın ise samimiyetinden mahrum olmaya başladığımız o hazan yellerinin estiği vakitler.

Sonbaharda yağan yağmurların yeri de ayrıdır insanlarda. Aldırış etmez kimse, umarsızca yürümeye devam ederler. Yaprakların üzerine değen her bir yağmur damlası, acıyı hissettirir adeta. Kopup giden yaprakların mazisini hatırlatır sanki, hüzne boğarak.

Şimdi elem vakti!..

Söner gökyüzünde güneşin nârı.Rüzgâr ise eser keskin bir hâl ile, yakar kavurur suratları. Haber eder aslında…

“Kar geliyor, kar!” diye.

Soğuk şiddetini artırmaya devam ederken; sabahları kırağıyı ağırlar çatıdaki kiremitler. Yapraklar son demlerini verip, yok olup giderken; sobalar da kurulmaya başlanmıştır. Kışa olan hazırlıklar tamamlanmıştır artık…

Sessizlik kaplamıştır şehri. Ve o nazenin kar taneleri salına salına inmeye başlamıştır yeryüzüne.Çocuklar sitemkar halleriyle hapsolmuşlardı evlerine. Usul usul pencereden yağan inci tanelerini izlerken; hiçbir kar tanesinin diğerine engel olmadan yağdığını farkederler. Artık yavaş yavaş beyaza bürünmeye başlamıştır ortalık.

“Kara Kış” derler ona. Neresi karadır ki bu kışın?

Ağaçlar üryan düşmüş kışa. Köşe başları iliklerine kadar soğuğu hapsetmiş.Kaldırımlarda yoksul düşünceler. Hüzün büyütür bağlar, bahçeler. Dağlar sızlanır, dereler… Buz tutan sular, bir serçenin kanadında ümit…

Kış zorluklarıyla gelir kapıya. Soğuğu, fırtınası üşütür insanı, titretir. Ama bir o kadar da samimiyeti artırır. Birlik ve beraberliği canlandırır.Bir sobanın etrafına ısınma bahanesiyle toplar bütün ev ahalisini.

Kış denilince ‘kar topu’ gelir akla. Her insanın çocukluğunda yaşadığı o eşi benzeri olmayan vakitler… Evden annesine çaktırmadan dışarıya çıkıp, soğuk demeden arkadaşlarıyla bembeyaz örtünün üzerinde düşe kalka oynadığı zamanlar, ne tatlıdır.

Kara Kış’tır onun aslı! Fırtınanın şiddetinde evi barkı olmayan canlıların kabusu! Kaldırımlar yoldaşıdır evsizlerin.Bir lokma yiyecek bulmak için avare dolaşan muzdarip serçelerin. Evine kömür götürme derdi ile yanıp tutuşan babaların.

Bembeyaz dünyaya sıkışan bir masumiyeti andırır, kış mevsimi.Bencilliğin, hasedin, kinin, nefretin, mala mülke mağrur olup, şöhret fırtınalarında savrulup gidenlerin arasında hâlâ bir ümit olduğunu görmektir, karın beyazındaki saflık.

Şimdi ise mevsimlerden “Kara Kış!” Asrın dertlisinin dediğini hatırlatır bize: “Acele ettim, kışta geldim!” dediği kış bu muydu ki?

Kış ne demektir?!..

Kimse bilmez!…

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.