Haydi Mutlu Olalım!

Yaşamımın odak noktasının mavi olmasıydı asıl mesele, her insanın odak noktasının mavi olduğunu sanmamdı sorun ve herkesin hayalinin mavi olduğunu düşünmemdi saflığım. Benim hayatım maviyken insanların başka renklere olan aşkları hep tuhaf gelmişti bana. Zor olan belki de buydu hayatımda. Değiştiremediğim tek mesele olmuştu mavi. Çünkü hayallerim maviyle kuruluydu ve hayal kurmak benim daimi meselemdi. Okuduğum her kitapta, gördüğüm her rüyada maviyi görmek istememdi çıkmaz. Ne her kitap maviye dairdi ne de her rüya renkli…
Mutluluğa dair şeyler gerekiyorsa hayatınızda bir de mutluluğu buradan okuyun istedim bugün. Kurgulanmış bir hikayeden… Belki de içimizde yaşayan, hiç büyüyemeyen, bize daima muhtaç çocuktan.
Kimilerine göre hayatın kendisidir mavi. Her şey mavide buluşur ve mavinin gücü ne kadar çok olursa hayat o denli huzurlu gelir insana. Mavi geçen zamanda, bulunduğun mekanda, kurduğun hayalde, sevdiğin kişidir. Ben de çocukluğuma aşık olduğumdan geçmiş zamanın gölgesinde kurduğum hayallerde yaşadım maviyi. Bu yüzden bu denli değerliydi. Hayatımda her renk içinde biraz mavi barındırırdı benim için. İlk aşk da mavi, kurulan hayaller de… Kız çocukları pembeyi daha çok sever ya hani. Ben mavinin pembeye yakışma ihtimalini sevdim. Yazar olma hayalini mavi benzettiğim için sürüklenip geldim belki de. Denizin maviliğine aşık olup İstanbul’a gelmek gibi bir şey işte.
Mavi kapaklı defterin hediye edilmesiyle başlamış her şey. Bir dönüm noktası daha çıkmış karşımıza. Yazarımızın her şeyi olmuş mavi kalın kapaklı defter. Yağan yağmuru, açan çiçeği, dökülen yaprağı, uçan böceği not etmiş defterine. Bir tarih kaydedicisi rolü üstlenmiş doğa için. Belki de zamanı bu sayede kab ul etmiştir. Belki de zamanı bu sayede aşıp hep çocuk kalmıştır içimizde…
Bir kavanoz bulmuş mavi defteri için. Defteri için diyorum çünkü içine tarihe kaydettiği her hatası için hatasının yazılı olduğu bir yaprak koymuş. Herkesin aradığı, başarıya giden yolu da bu sayede oluşturmuş. Kendisi bir çocuk ama maviye olan inancını her elektrik kesintisinde ailesine anlatması kadar çocukça gelmiş ona yapraklar.
Ve bir sabah, mavi kaplı defteriyle başlayan bu çocukça çırpınışlar mavi defterinin kaybolmasıyla eksik kalmış. Belki de dünyaya çaresizliğin yayıldığı zamandı o sabah. İçimizdeki çocuğun çaresiz kalmasıydı kara bulutlar ve içimizdeki boşluğun asıl sebebiydi ağlamalar…
Bir çocuğun düştüğü karamsarlıktan çıkabilmesinin yolunu arıyordu insanlar. Çünkü tüm dünyayı saran bu kasvetten kurtulmak istiyorlardı. Mutluluğu aramaya başladılar. Senelerce, asırlarca… Kimse kesin bir çözüm bulamıyordu çünkü arada gözüküp hemen kaçan bir şeydi aradıkları. Mantıken aranınca bulunmayan bir şeydi zaten. Bir süre sonra da sırf kaçmasın diye yaşamamayı seçtiler. Mutluluğun bozulmasından korkarak mutluluğu yaşamayı imkansız hale getiriyorlardı aslında. Farkında bile değillerdi.
Hikayenin bir sonu yok. Çünkü henüz sonu yaşanmadı. Mavi adına mutluluğu bulmak, içimizdeki çocuğa bırakılacak bir şey de değil. Bu hikaye ile bahsedilmek istenen aslında tam olarak bu. Kim nasıl anlıyorsa mutluluğu öyle bulur. Bilimsel bir açıklamaya da ihtiyacımız yok hiçbir zaman. Bazen durup dururken gökyüzüne bakmakken mutluluk bazen de yağan yağmurun altında koşmaktır. Mutluluk aranarak bulunmaz. Çünkü mutluluğu aramaya ihtiyacımız yok. Bu hikayedeki çocuk gibi, içimizdeki çocuk gibi, tek bir şeye dayalı yaşamayın hayatınızı. Başka planlarınız da olsun. Zira aksiyon iyidir. Saçma olduğunu düşünmeyin ve bu damgayı çıkarın hayatınızdan. Bazen alakası olmayan durumlar mutluluğa çıkan bir asansörde hissetmenizi sağlayabilir. Yani sadece mutlu olduğunuzu düşünün. İçinizde bulunan çocuk türlü oyunlar üreterek size yardımcı olacaktır. Son olarak son zamanlarda izlediğim bir diziden bir replikle bitirmek istiyorum:

“Sufle, sufle değildir. Sufle, tariftir”
Mutluluk sizinle olsun.
İyi günler, iyi akşamlar ve iyi geceler…

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

ISKARTA HAYAT: SON SEFER

Taştan Öte

YAŞAR

ESMAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.