Storm Boy

Storm Boy

Yönetmen: Shawn Seet

İMDb: 6,9

Oyuncular: Finn Little, Jai Courtney, Trevor Jamieson,

“Dünya, babam ve benim gibiler için zorlu gözüküyor olsa da onlara göre kolaydı, yuvalarındaydılar.”

Her anı, her karakteri yasla dolu olsa da içinizi sıcacık gülümsemelerle dolduracak bir film var bu ay, Storm Boy. Film Colin Thiele’nin aynı isimli 1963 yılında yazdığı büyük romanından esinlenerek çekilmiş. Hikâye babasıyla yaşayan ilkokul çağında bir çocuk, yetiştirdiği üç pelikan ve eski Aborjinlerden bir arkadaşları etrafında gelişiyor. Filmin yönetmeninin deyişiyle basit ama bundan çok daha fazlası olan bir hikâye var karşımızda. Keder, kayıp, hüzne dair ne varsa dolu olsa da sıcacık, bol gülmeli bir film. Başroldeki tatlı çocuk Michael, babası Tom, Aborjin arkadaşı Fingerbone Bill ve üç pelikan arkadaşı Mr. Proud, Mr. Ponder ve en minikleri Mr. Percival.

Artık emekli bir dede olan Michael hissedarı olduğu şirketin yeni projesi sebebiyle ailesinin yanına gelir. Torunu Maddie, babasının girişmekte olduğu iş ile doğanın zarar göreceğini ve dedesinin onu durdurması gerektiğini söyler. Bu olanlar Michael’a tozlu sandıklara kaldırdığı çocukluğunu hatırlatır. Uzun yıllardan sonra o anıları hatırlamak biraz beynini bulandırsa da kendini çocukluğunu torununa anlatırken bulur. Aslında Maddie’nin babasına olan kızgınlığı onu kendi babasına karşı düşündüğü duyguları hatırlatıyor. Bizde bu şekilde Storm Boy’un hikâyesini dinlemeye başlıyoruz. Akışı belirleyen her karakterin ise bir kaybı var. Bilerek mi konmuş yoksa denk mi gelmiş bilemeyeceğim ama ikili gruplandırılabilirler. Annesini kaybeden ve babasına kızgın iki çocuk, eşlerini kaybeden ve özleyen iki baba, babalarını özleyen iki yalnız adam fakat burada söz konusu olan altı değil beş kişi. Çünkü filmde Michael hem çocuk hem de bir dede.

“Nerede bir pelikan öldürülse ardından fırtına çıkar.”

Michael’ın babasıyla yaşadığı sahil Avustralya’da bulunan 90 Mil Plajı, bir tarafı okyanus diğer tarafı pelikanlarla dolu sığ suların olduğu bir bölge. Çocukluğu zamanında o bölge için bir grup avcı kendilerine av izni çıksın diye çabalarken bir grup insan ise milli park yapılması için çırpınır. Yarımada’da babasıyla yalnız yaşayan çocuk bir gün Fingerbone ismini taktığı Bill ile tanışır. Bill ona doğa ile ilgili bildiği şeyleri anlatır. Kendisi eski aborjinlerdendir. Fingerbone Michael’ın ve üç pelikan kardeşin yanında yerli pelikan dansını yapar, toprak yoluyla hayvanlarla nasıl iletişime geçebileceğini gösterir. Bir gün Michael, avcıların öldürdüğü pelikanların yanlarına giderken üç yavru pelikan bulur ve onları evine taşır. Artık onların anneleri Michael –Bill’in taktığı isimle Storm Boy- olmuştur. Anneleri gibi ağızlarına kusarak besleyemeyeceğini anlayınca akıl almaz çözümlere başvurur. Onu ilk defa bu kadar heyecanlı gören babası da ondan taraf olur. Sonunda Tom da pelikanların dedeleri olmuştur. Tuttukları balıklar onlara yetmemeye başladığı zaman artık avlanmayı öğrenmeleri gerektir. Bir yerden sonra hayatlarına devam etmek için ise diğer türlerinin aralarına karışmaları lazımdır. Uçmayı da bilmiyorlar? Michael’ın gitmelerini hiç istememesine rağmen onları asıl hallerine döndürmek için verdiği çabaları görünce gülmemek elde değil. Michael ve Mr. Percival’ın arkadaşlığı şu ana kadar ki izlediğim en güzel dostluk olabilir. Buradan Finn Little’a sesleniyorum, rol için de olsa ağzınla balık tutmazsın be çocuk, o nasıl bir oyunculuktur öyle?…

“Her güzel hikâye daha da güzelleşmeden önce kötüleşir.”

Filmin geneline baktığımızda hayatın çok basit bir özeti gibi aslında… Her karakter gidecek olanlardan korktuğu için geleni sevmeye de korkuyor. Maddie’yi dedesinin anılarını dinlerken “Al işte böyle olacağını biliyordum, hep giderler zaten.” yakınmalarıyla görüyoruz. Ama sonuçta hepimiz insanız gideceklerini bilsek de yine de seviyoruz, pelikan da olsalar. Film tam anlamıyla bir hayata tutunma filmi de diyebiliriz. En güzel hayata tutunma çabası ise tabii ki Mr. Percival’a ait diyebiliriz. Sadece kendisi için değil diğer pelikanlar için de yaşadı o. Sonunda görüyoruz ki bazı gidişler çok güzel değişimlere de yol açabiliyor. Uzun lafın kısası ailecek izlenebilecek çok keyifli, sıcacık bir film. Yine aynı isimde 1976 yılında da bir film çekilmiş. Filmin çekiminin başlarında konuşulan ilk konu haliyle o yıldaki filme göre şimdi neleri değiştirebilecekleri, teknolojiyi nasıl kullanabilecekleri gibi konular gündemde olmuş. Fakat yönetmen Disney’de kullanıldığı gibi animasyon kuşlar kullanmak yerine olabildiğince canlı kuşları kullanmak istemiş, filmin ruhunu koruyabilmek ve 1976 yılındaki samimi havayı yeniden verebilmek için. Bunun için terk edilmiş, civciv halinde, beş öksüz pelikan bulmuşlar ve altı ay boyunca onlarla birlikte vakit geçirmişler. Birbirlerine alışmışlar gerçekten. Yönetmenin film ile ilgili röportajında pelikanların gerçekten sahnelerde uyumlu davrandıklarını gördüklerinde çoğu kez diyalogları bir kenara bırakıp pelikanların sihrine kapıldıklarını söylediğini görüyoruz. Bu gerçekten inanılmaz… Michael’ın çocukluğunu canlandıran başrol oyuncusu Finn Little gerçekten mükemmel bir performans sergilemiş, resmen filmin parlayan yıldızı olmuş. Hayvan severlerin de konusu itibariyle mest olacakları bir film. Şimdiden herkese iyi seyirler.

 

Şunlar da hoşunuza gidebilir

NİHAYETSİZ ÖLÜMLER

Güneş’in Ay’a Mektubu

ŞİKÂYET

Mehmet Rauf Öykücülüğü ve Ana-Kız Hikâyesinin İncelemesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.